Üzülünce Şeker Yükselir mi? İstanbul’da Günlük Hayat, Beden ve Görünmeyen Eşitsizlikler
“Üzülünce şeker yükselir mi” hakkında araştırma yapanlar için hazırlanan bu içerikte önemli noktalara değineceğiz.
İstanbul’da yaşamak, sadece kalabalığın içinde yürümek değil; aynı anda binlerce farklı hikâyenin, farklı bedenin ve farklı görünmez yüklerin içinden geçmek demek. Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken en çok öğrendiğim şey şu oldu: beden dediğimiz şey yalnızca biyolojik bir yapı değil, toplumun içine yazdığı hikâyelerin de taşıyıcısı.
Son zamanlarda sık duyduğum bir soru var: “Üzülünce şeker yükselir mi?”
Bu soru ilk bakışta tıbbi bir merak gibi görünüyor. Ama sokakta, otobüste, iş yerinde, hastane koridorlarında duyduklarımla birlikte düşündüğümde, bunun çok daha geniş bir sosyal hikâyesi olduğunu görüyorum. Çünkü mesele sadece glikoz değil; stresin kime nasıl yüklendiği, kimin duygusunun kronikleştiği ve kimin bedeninin buna nasıl tepki vermek zorunda kaldığıyla ilgili.
Günlük Hayatta Görünmeyen Bir Döngü: Duygu, Stres ve Beden
Sabahları işe giderken metrobüste aynı yüzleri görüyorum. Yorgun bakışlar, aceleyle içilen kahveler, sürekli çalan telefonlar… Bir gün yanımda oturan bir kadın, telefonda iş yerinden gelen bir tartışmayı dinliyordu. Sesini yükseltmiyordu ama yüzü geriliyordu. Telefon kapandığında derin bir nefes aldı ve kendi kendine “şekerim yine fırladı hissediyorum” dedi.
Bu cümle beni düşündürdü.
Çünkü evet, tıbbi açıdan bakıldığında yoğun stres, vücudun kortizol ve adrenalin salgılamasına neden olur. Bu hormonlar da kan şekeri seviyesini etkileyebilir. Yani teknik olarak “üzülünce şeker yükselir mi?” sorusunun cevabı çoğu durumda evet, stresin türüne ve süresine bağlı olarak bu mümkün.
Ama asıl mesele burada bitmiyor.
Çünkü herkes aynı şekilde üzülmüyor. Ve herkesin bedeni aynı yükü taşımıyor.
Cinsiyet, Duygu Yükü ve Görünmeyen Emek
İş yerinde kadın çalışanlarla yaptığımız sohbetlerde sıkça duyduğum bir şey var: sürekli “idare etme” hali. Hem işte iyi olmak, hem evde sorumlulukları taşımak, hem de duygusal olarak çevreyi dengede tutmak.
Bir meslektaşım bir gün şunu söylemişti:
“Ben üzülmeye bile vakit bulamıyorum, sonra bir anda bedenim beni durduruyor.”
Bu cümle basit gibi görünse de çok katmanlı.
Toplumsal cinsiyet rolleri, özellikle kadınların duygusal yükünü sürekli ertelenen bir alana itiyor. Bu erteleme hali, bedenin stres tepkisini biriktiriyor. Ve bir noktada bu birikim fiziksel belirtilerle ortaya çıkıyor: baş ağrısı, çarpıntı, yorgunluk ve bazı kişilerde kan şekeri dalgalanmaları.
Erkeklerle yaptığım görüşmelerde ise farklı bir tablo çıkıyor. Birçok erkek duygularını ifade etmenin zayıflık olarak görüldüğü bir sosyal çevrede büyüyor. Bu da stresin bastırılması anlamına geliyor. Bastırılan duygu, kaybolmuyor; bedende başka bir formda geri dönüyor.
Bu yüzden “üzülünce şeker yükselir mi?” sorusu, aslında şu soruya dönüşüyor:
Duygularımızı nasıl yaşıyoruz ve bunu yaparken kim ne kadar güvenli hissediyor?
Toplu Taşıma, İş Gücü ve Kronik Stresin Sessiz Haritası
Marmaray’da sabah işe giden insanları izlemek bazen küçük bir saha çalışması gibi geliyor bana. İnsanlar birbirine çok yakın ama aynı zamanda çok uzak. Herkes kendi içine çekilmiş durumda.
Bir sabah yaşlı bir adamın yanımda otururken sürekli elini göğsüne koyduğunu fark ettim. Yanındaki genç kadın ona su uzattı. Adam “şekerim var, stres olunca yükseliyor” dedi.
Burada dikkat çekici olan şey sadece sağlık durumu değil. O adamın hayatı boyunca biriktirdiği stresin, muhtemelen ekonomik kaygılar, sağlık sistemiyle ilişkiler, yaşlılıkta yalnızlık gibi faktörlerle birleşmesi.
Toplumsal adalet perspektifinden bakınca şunu görüyorum: stres eşit dağılmıyor. Bazı gruplar sürekli olarak daha yüksek stres yüküne maruz kalıyor.
Ekonomik Eşitsizlik ve Bedenin Tepkisi
Gelir düzeyi düşük bireylerde stresin kronikleşme ihtimali daha yüksek. Çünkü sadece duygusal değil, hayatta kalmaya yönelik bir baskı da var. Kira, gıda, ulaşım gibi temel ihtiyaçlar bile sürekli bir stres kaynağı.
Bu durumda “üzülünce şeker yükselir mi?” sorusu daha somut bir hale geliyor. Çünkü üzülmek burada tek bir duygu değil; bir yaşam koşulunun sonucu.
Birçok insan için bu durum geçici değil, sürekli.
Sağlık Sistemine Erişim ve Görünmez Engeller
Sağlık hizmetlerine erişim de bu döngünün önemli bir parçası. Diyabet takibi, düzenli kontroller, beslenme düzeni… Bunların hepsi bilgi ve kaynak gerektiriyor.
Fakat herkes aynı bilgiye ve aynı kaynağa sahip değil.
STK’da çalışırken en çok karşılaştığım şeylerden biri, insanların hastalıklarını geç fark etmeleri. Çünkü günlük hayatın yükü içinde kendi bedenini dinlemek ikinci plana atılıyor.
Bir kadın katılımcı şunu söylemişti:
“Ben önce çocukların okul masrafını düşünüyorum, sonra kendi şekerime bakıyorum.”
Bu cümle aslında çok şeyi anlatıyor.
Irk, Göç ve Şehirde Yaşamanın Ekstra Stresi
İstanbul’da göçmenlerle yapılan görüşmelerde farklı bir stres katmanı daha ortaya çıkıyor. Dil bariyeri, iş güvencesizliği, ayrımcılık ve aidiyet hissinin eksikliği…
Bu gruplarda “üzülünce şeker yükselir mi?” sorusu çoğu zaman sağlık sistemine erişim sorusuyla birleşiyor. Çünkü stres var, ama bunun yönetileceği alanlar sınırlı.
Bir kadın katılımcı şöyle demişti:
“Ben üzülmeyi bile kontrollü yaşıyorum, çünkü hastalanırsam çalışamam.”
Bu cümle, duyguların bile ekonomik koşullara bağlı hale geldiğini gösteriyor.
Göçmen Kadınlar ve Çifte Yük
Göçmen kadınlar hem ev içi bakım emeğini hem de dışarıda çalışma zorunluluğunu birlikte taşıyor. Bu çifte yük, beden üzerinde sürekli bir stres yaratıyor. Bu stresin uzun vadede metabolik etkiler yaratması bilimsel olarak da bilinen bir durum.
Ama burada önemli olan şey sadece biyoloji değil; bu biyolojiyi şekillendiren sosyal yapı.
Duygu Düzenleme, Sosyal Normlar ve Sağlık
Duyguların nasıl ifade edildiği, doğrudan sağlıkla ilişkili. Bazı toplumlarda üzülmek açıkça ifade edilirken, bazı yerlerde bastırılıyor. Bastırma ise stresin vücutta daha uzun süre kalmasına neden olabiliyor.
“Üzülünce şeker yükselir mi?” sorusu bu açıdan bakıldığında sadece bir sağlık sorusu değil, aynı zamanda bir sosyal davranış sorusu.
Kimi insanlar duygularını konuşabiliyor, kimi insanlar konuşamıyor.
Ve bu fark, beden üzerinde iz bırakıyor.
Toplumsal Cinsiyet Adaleti ve Beden Politikası
Toplumsal cinsiyet eşitliği sadece haklar meselesi değil; aynı zamanda bedenin yükünü paylaşma meselesi. Kadınların duygusal emeği, erkeklerin bastırılmış duyguları, LGBTQ+ bireylerin maruz kaldığı ayrımcılık… Bunların hepsi farklı stres katmanları oluşturuyor.
Bu nedenle sağlık, sadece bireysel bir konu olarak ele alınamaz.
Çünkü beden, toplumun içinde şekillenir.
Günlük Hayattan Bir Son Sahne
Bir gün iş çıkışı bir arkadaşım aradı. Sesinde yorgunluk vardı.
“Bugün doktora gittim, şekerim yine oynamış” dedi.
Sonra kısa bir sessizlik oldu ve ekledi:
“Sanırım çok şey biriktirdim.”
O an düşündüm: Hepimiz bir şeyler biriktiriyoruz. Ama herkesin biriktirdiği şey aynı değil. Kimisi ekonomik kaygı, kimisi duygusal baskı, kimisi de sürekli görünmez olma hali.
Ve bu birikim, bir noktada bedene geri dönüyor.
Sonuç Yerine Bir Gözlem
“Üzülünce şeker yükselir mi?” sorusu, sadece bir sağlık bilgisinin peşinde değil. Aynı zamanda şu sorunun da parçası:
Kimin üzülmeye hakkı var, kimin duygusu görmezden geliniyor ve kim sürekli güçlü olmak zorunda bırakılıyor?
İstanbul’un kalabalığında yürürken bunu daha net görüyorum. Herkes bir şey taşıyor. Ve bazı yükler, kan değerlerinde bile iz bırakabiliyor.
“Üzülünce şeker yükselir mi” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Caglayanlarinsaat okurları için daha fazlası yolda!